Yemen için umut, Türkiye için fırsat

Mensur Akgün

29 Temmuz 2019

Yemen için umut, Türkiye için fırsat

Yemen, Arap Yarımadasının ucunda yaklaşık 523 bin kilometre karelik tarihi boyunca başı beladan kurtulmamış bir ülke. Kuzeyde Suudi Arabistan’a, batıda Kızıl Deniz’e bakıyor. İran’la da komşu sayılır. Hep bölgesel rekabetin ortasında kalmış, Soğuk Savaş sırasında da bölünmüş.

1990’da birleşmesinden sonra istikrarını zar zor sağlamış. Önce El Kaide’nin sonra da IŞİD’in bölgede görülmesi Amerika’nın müdahalelerine yol açmış. Uzunca bir süre de imparatorluk Türkiye’sinin yönetimi altında kalmış.

2011’den bu yana da giderek tırmanan, sonra da iç savaşa dönüşen bir krizle karşı karşıya. Çatışmanın ana ekseninde İran’ın arkasında olduğu Şii Husiler ve Suudi Arabistan önderliğindeki Arap ülkelerinin 2015’den bu yana desteklediği “rejim güçleri” var.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün verilerine göre Kasım 2018 itibarıyla rejim güçlerine destek olan koalisyon ülkelerinin saldırıları yüzünden 6 bin 872 kişi hayatını kaybetmiş, 10 bin 768 kişi de yaralanmış.

Koleradan ölenlerin, Suudi ablukası yüzünden zaten yoksul olan bu ülkede açlık sınırının altında yaşayanların sayısı ise çok daha fazla. Milyonlarca insanının yerinden ve geçim kaynaklarından edildiği, her iki tarafın da savaş suçu işlediği söyleniyor.

Yasaklanmış silahlar kullanılıyor, ayrım gözetilmeden saldırılar gerçekleştiriliyor. Savaşın kazananı yok ama kaybedeni çok. Sorunun çözümü için şimdiye kadar ortaya konan hiçbir çaba da işe yaramadı.

Aralık ayında Stockholm’de bir barış planı üstünde uzlaşma sağlandıysa da savaş hala sürmekte. Geçtiğimiz hafta Al Jaazera Kızıl Deniz’deki BM gemisinde bir araya gelen tarafların Hodeidah’ın kontrolü konusunda ilerleme kaydettiklerini yazdı.

Bu buluşmayla neredeyse eş zamanlı olarak da Birleşik Arap Emirlikleri sayıları 10 bini bulduğu söylenen askerlerinin bir kısmını ve Patriot’larını Yemen’den çekeceğini açıkladı. Bu jestin kalıcı barışın gelmesine ne denli katkıda bulunacağı belli değil.

National Interest’e yazan Ahmed Charai BAE’nin jestine İran’ın karşılık vermesi gerektiğini vurguluyor. Ancak Charai’nin önerdiği yöntemle Tahran’ın ikna edilmesi imkansız. O daha fazla baskı, daha akıllı yaptırım öngörüyor.

Oysa İran çok büyük bir olasılıkla kendi sorunları çözülmeden, ABD ile uzlaşmadan Yemen’den desteğini çekmeyecektir. Suriye gibi Yemen sorununun da çözülmesi için bölgenin ana aktörlerini kendini güvende hissetmesi, en azından dair varlığına, rejimine yönelik tehdit algılaması gerek.

***

Neyse ki Trump İran’la sadece nükleer zenginleştirme programını değil her şeyi konuşmak istediğini söyledi. Tahran baştan karşı çıktı fakat giderek bu fikre yakın durmaya başladı. Eski Cumhurbaşkanı Ahmedinejad geçtiğimiz günlerde New York Times üstünden ABD yönetimine her şeyi konuşmalıyız diyen bir mesaj verdi. Dışişleri Bakanı Zarif de benzeri açıklamalar yaptı.

Doğal olarak her şeyi konuşmak hiçbir şeyi çözememek anlamına da gelebilir. Fakat bölgemizde ortaya çıkan bu yeni uzlaşma iradesini biz yine de değerlendirilebiliriz. Hem Yemen, Suriye gibi siyasi anlamından çok insani trajedisi belirginleşen sorunların çözümüne katkıda bulunuluruz, hem de Türkiye’yi bir kez daha dünya siyasetinin merkezine taşırız.

Ankara çatışma çözümünü hedefleyen, jeopolitik vizyonu olan kapsamlı bir bölgesel konferanslar dizisine sponsorluk yaparsa özgül ağırlığını arttırır, kendini doğrudan ilgilendiren konularda daha fazla söz sahibi olur. Pek çok sorunun tarafı olmaktan çıkıp çözümlerin tarafı haline gelir.

Haklısınız, biz Finlandiya değiliz diyebilirsiniz. Ama çözülecek sorun da Avrupa’nın Soğuk Savaş sırasındaki bölünmüşlüğü değil. Söz konusu olan bizim bölgemiz, bazılarının çıkmasına bizim de bilerek ya da bilmeyerek katkıda bulduğumuz sorunlar. Her şeyi bir anda yapamayız, bir konferansla Ortadoğu için AGİT benzeri bir yapı kuramayız. Fakat deneriz, denerken öğreniriz, öğrenirken değişiriz…

Kaynak:Karargazetesi