Körfez'de kazan kimin için kaynıyor?

15 Mayıs 2019

Körfez'de kazan kimin için kaynıyor?
Ak Parti Genel Başkan Danışmanı Yasin Aktay, ABD'nin İran ile ilgili yaşadığı krize dikkat çekerek, ABD'nin daha önce, Irak, Suriye ve Afganistan'da olduğu gibi Yemen'i de İran'a sunmak üzere hazırladığı öngörüsünde bulundu. Yasin Aktay, Yenişafak gazetesinde bugün yer alan "Körfez'de kazan kimin için kaynıyor?" başlıklı makalesinde ABD'nin bölgedeki girişimleri ile İran'a yönelik tehditleri ile ilgili süreci değerlendirdi. ABD'nin müdahale ettiği Afganistan, Suriye ve Irak'ı İran'a nasıl sunduğunu örnekleri ile anlatan Aktay, "ABD önceki bütün krizlerin sonunda İran’a bir hediye çıkardığı gibi 4 yıldır SA-BAE-Mısır koalisyonunca hiçbir mesafe kat edilmemiş Yemen’i İran’a sunmak üzere hazırlıyor demektir." ifadesini kullandı. Aktay'ın makalesi şöyle devam ediyor: Körfez’de sular yine iyice ısınıyor, kazanlar kaynıyor. Bu kazanlarda ısınan sularda kimler haşlanacak o kadar da belli değil ama. Hedef İran gibi görünüyor ama şu ana kadar ABD tarafından İran’ı hedefleyen hiçbir kazanda İran haşlanmamış, onun için hazırlandığı kazanlar başkalarının haşlanmasına sebep olmuştu. İran Devrimi yapıldığı günden beri ABD ve İran arasında bir soğuk savaş var ve bu savaş defalarca sıcak çatışma eşiğine kadar geldi, ama hiçbir seferinde aralarında beklenen savaş patlak vermedi. Bu soğuk savaş atmosferinde Başta SA ve BAE olmak üzere bütün Körfez ülkeleri kendileri için hep bir tehdit hissettiler ve bu tehdide karşı ABD ve Avrupa ülkelerinden silahlanma yarışında kaldılar. ABD karşıtı İran’ın hissettirdiği her tehdit paradoksal olarak düşmanı olan ABD’ye daha fazla kazandırdı, çünkü ABD bu Körfez ülkelerini İran’a karşı himaye etmenin ağır bedelini sürekli olarak tahsil etmeye devam etti. O yüzden İran tehdidi neticede ABD’ye kazandıran bir şey oldu. İran tehdidinin nihai olarak yok edilmesi için şu ana kadar etkili bir adım atılmamış olması bu düşmanlığın çok kazandırıyor olmasındandı. Buna mukabil ABD kendisine çok kazandıran bu düşmanı hiçbir zaman ödülsüz bırakmadı. Afganistan’a ABD müdahalesi İran için önemli bir yayılma ve nüfuz alanı oluşturmuş oldu. İran’a karşı 8 yıl desteklediği Irak’ı işgal ettikten sonra orayı terk ettiğinde Irak artık neredeyse tamamen İran kontrolünde bir ülke haline gelmiş bulunuyordu. İran hem ezeli düşmanı Saddam Hüseyin’den kurtulmuş hem de onun ülkesini kendi nüfuz bölgesine katmış oluyordu. Suriye’de ortaya çıkan iç savaşa ABD müdahalesinin bugün Esad’ı devirmekten ziyade Esad’ı ayakta tutmak onun gerçek muhaliflerini yok etmeye matuf olduğu anlaşılıyor. Bu da aslında Suriye’de İran’ın daha da yerleşmesini ve güçlenmesini sağlayan bir süreç olduğu görüldü. Yemen’de Husilere karşı dört yıl önce kurulan koalisyonun başlattığı savaşta bugüne kadar görünen İran’ın nüfuzunun artışından başka bir şey olmamış. Şimdi ise sular yeniden ısınıyor. Bu yeni kazanın altına ilk odunu Trump’ın İran’la nükleer anlaşmadan çekilmesi ve yeni şartlar ileri sürerek bu şartlara uyuncaya kadar yaptırımlar uygulama kararı atmış oldu. İran Obama yönetiminin büyük bir diplomatik zafer olarak nitelediği ve dünya barışına bir katkı olarak değerIendirilen nükleer anlaşmanın şartlarına uyuyordu. Ancak bunu yaparken bir yandan da Yemen’de ve Suriye’de Körfez ülkelerine karşı yayılmacı-mezhepçi faaliyetlerini sürdürüyordu.Batıyla belli bir anlaşma seviyesine yaklaşan İran İslam ülkeleri içinde soğuk savaşı artırarak sürdürüyordu. Soğuk Savaşı devam ettirdiği bir ülke de İsrail. Trump yönetimi, hem Suudi Arabistan ve BAE hem de İsrail’in ortak baskılarıyla İran’a karşı ağır yaptırımlarla desteklenen yeni bir soğuk savaşı başlattı. Bu yaptırımların ilk aşamasında aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 8 ülkeye tanınan yaptırım muafiyeti 6 ayın sonunda bitince İran’ın kendi petrolünü hiçbir şeklide üretip ihraç edemediği büyük bir kuşatma şartları oluştu. İran’ın gelirlerinin büyük çoğunluğu petrole dayanıyor oysa. Petrolünü ihraç edememesi demek ülkenin bütün maddi kaynaklarının kesilmesi anlamına geliyor. İran kendi petrolünü ihraç edemeyecekse Körfez’de kimsenin de ihraç etmesine müsaade etmeyeceğini, bunun için gerekirse Körfez’i kapatacağını söyleyerek meydan okudu. ABD ise buna karşılık Körfez’e“USS Abraham Lincoln Uçak Gemisi Grubu”yla birlikte “B-52” olarak bilinen bombardıman uçaklarını göndererek suları iyice ısıttı. Dün İran’ın desteklediği Husiler SA’ın Doğu’dan Batı sahiline petrol taşıyan boru hattını Yanbu bölgesinde insansız hava araçlarıyla vurmak suretiyle elini iyice yükseltmiş oldu. Bu saldırıyla birlikte 4 yıldır içinde Amerika’nın da bulunduğu güçlü bir uluslararası koalisyonun savaşmakta olduğu küçük bir grup olan Husilerin hala gerektiğinde Suudi Arabistan içlerine kadar saldırılar gerçekleştirebilme kapasitesi şaşırtıcı bir sürpriz olarak ortaya konmuş oldu. İran’ın kendi petrol ihracı önlendiğinde kendisinin de karşısındaki ittifakın üyesi olarak SA ve BAE’nin petrol borularını hedef alabileceği mesajı da verilmiş oldu. Bundan daha önemlisi yıllardır İran tehdidi dolayısıyla savunma için silahlanmada dünyanın parasını ABD’ye aktaran SA’ın Husilerden gelen bir insansız hava aracı saldırısına karşı bu kadar savunmasız yakalanmış olması. Bu durum şu havada ciddi bir tartışma konusu. Trump’ı böbürlene böbürlene, SA’ı nasıl koruyor olduğunu söylerken dinlemiştik. Bu olayda ABD Suudi Arabistan’a savunma desteği mi vermedi, bu destek yeterli mi gelmedi? Her iki soru da mevcut durum için SA’ın ABD ile ilişkilerini gözden geçirmesini gerektiren türden. Şayet yeterli gelmediyse, ABD’ye bu kadar para aktarmanın ne gereği var? Yok savunma sistemi var ve yeterliyse o zaman kasıtlı olarak karşılık verilmemiş demek ki, belki İran tehdidini olduğundan daha fazla gösterip daha fazla parasını almanın yolunu açacaktır. Veya ABD önceki bütün krizlerin sonunda İran’a bir hediye çıkardığı gibi 4 yıldır SA-BAE-Mısır koalisyonunca hiçbir mesafe kat edilmemiş Yemen’i İran’a sunmak üzere hazırlıyor demektir. Bu koalisyonun yerinde olsam İran için ABD kazan kaynatıyor diye hiç sevinmezdim, zira o kazanda hala kimin haşlanacağı belli değil. Kaynak: Yenişafak