YPG, Ensarullah ve Rojava’dan Yemen çıkarmak

27 Aralık 2018

YPG, Ensarullah ve Rojava’dan Yemen çıkarmak
ABD başkanı Trump’ın, Türkiye’nin Kuzey Suriye’ye yönelik yeni operasyon hazırlığının deklare edilmesinin ardından bölgedeki ABD güçlerinin çekilmesine ilişkin kararı uluslararası kamuoyunun gündemini ciddi biçimde etkilemiştir. Bölgede konuşlanmış olan YPG/PYD terör yapılanmasına özellikle son 2 yıl içerisinde askeri ve lojistik destek sağlayan ABD’nin söz konusu kararı önemli bir şaşkınlık yaratmış; bu durum ABD bürokratik çevrelerinde de ciddi bir ayrışma ortaya çıkarmıştır. ABD başkanı Trump’un Kuzey Suriye’den ABD güçlerinin çekilmesi yönündeki kararı, bölgede “DAEŞ’e karşı mücadele” argümanı ile YPG/PYD yapılanmasının desteklenmesi projesinin mimarlarından olan pek çok askeri ve sivil ABD’li yetkilinin bu karara itiraz etmesine ve hatta istifalarının gündeme gelmesine yol açmıştır. Söz konusu kararın ABD bürokratik çevreleri içerisinde yarattığı ihtilafın bir yansıması olarak 19 Aralık 2018 tarihinde Beyaz Saray resmi internet sitesinde yayınlanan “Rojava’nın Yeni Bir Yemen Olmasına İzin Vermeyin” başlıklı imza kampanyasını göstermek mümkündür. Bu durum, Beyaz Saray içerisinde başkan Trump’ın bölgeden çekilme kararı ve DAEŞ ile mücadelenin bölge ülkelerine devredilmesi yönündeki görüşüne karşı ABD’nin bölgede güvenliği sağlayan bir aktör olarak konumlanmaya devam etmesi gerektiğini savunan bir anlayışın mevcudiyetini somutlaştırmaktadır. Söz konusu imza kampanyasında Rojava ve Yemen arasında kurulmaya çalışıldığı gözlemlenen benzeşim dikkat çekici stratejik argümanlar içermektedir. Öncelikle söylemsel açıdan ele alındığında Rojava’nın bu noktada başat argüman aracı olarak konumlandırılması YPG/PYD yapılanmasının faaliyet ve hedeflerinin bütünselliğini yansıtan “Rojava Devrimi” söyleminin bir dayanak olduğunu ortaya koymaktadır. Bu söylem doğrultusunda YPG/PYD’nin Kuzey Suriye’de oluşturmaya çalıştığı etnik-totaliter otonomi yapısının “Rojava Devrimi” ile ifade edilmesinin imza kampanyasını projelendiren çevreler tarafından kabul edildiği kendisin göstermektedir. Diğer yandan, bu söylem ile birlikte benzeşim kurulmaya çalışılan çatışma alanı olarak Yemen’in belirlenmesi, bu bölgede yaklaşık 4 yıldır devam etmekte olan çatışmalar sonucu orta çıkan büyük insani krizlerin uluslararası toplumun ilgisini bu yöne kanalize etmesinden kaynaklanmaktadır. İmza kampanyası metninde kullanılan ifadeler analiz edildiğinde Türkiye’nin YPG/PYD yapılanmasına karşı bölgeye gerçekleştireceği harekatın bölgede Yemen benzeri bir insani kriz ortamını ortaya çıkaracağı iddiası yer aldığı görülmekte ve uluslararası kamuoyu bu doğrultuda manipule edilmek istenmektedir. Uluslararası kamuoyuna yönelik bu manipülasyon çabasının algısal temelini oluşturması beklenen Rojava-Yemen benzeşim argümanının imkanı analiz edildiğinde ise buna ilişkin karmaşık bir görünüm ortaya çıkmaktadır. Yemen’de sürmekte olan çatışma ve Ensarullah hareketi ile Kuzey Suriye’de YPG/PYD yapılanmasının faaliyetleri, taraflar, motivasyon kaynakları ve hedefler açısından karşılaştırmalı bir biçimde ele alındığında şu sonuçlar kendisini göstermektedir: Yemen’de 2014 yılında şiddetlenmeye başlayan çatışmanın tarafları Ensarullah (Husiler) olarak bilinen grup ve dönemin Yemen hükümeti ve buna bağlı güçlerdir. Ensarullah hareketi başta İran olmak üzere çeşitli bölge ülkelerinin desteğini almakta buna karşın Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri Ensarullah hareketine karşı operasyonlar gerçekleştirmektedir. Kuzey Suriye’de ise YPG/PYD yapılanması ABD’den yoğun ve eşsiz bir askeri ve lojistik destek almakta, buna karşın Türkiye bu oluşumu tehdit olarak algılamakta ve karşı çıkmaktadır. Ensarullah, Şii nüfusu Selefi terör hareketlerinden korumayı amaçlıyor. Buna karşın YPG, etnik milliyetçiliği esas alan bir motivasyona sahip. Yemen’de Ensarullah hareketinin motivasyon kaynağı Şii (Zeydi kolu) mezhep bağlılığıdır. Buna göre Ensarullah, bölgedeki Şii nüfusu Yemen hükümetinin baskıları ve Selefi terör hareketlerinden korumayı amaçlamaktadır. Buna karşın YPG, etnik milliyetçiliği esas alan bir motivasyona sahiptir. YPG, varlık gerekçesinin bölgedeki DAEŞ terörüne karşı Kürt halkını korumak olarak argümanlaştırmaktadır. Ensarullah hareketi hedefinin Yemen’in demokratik standartlara kavuşması ve Şii nüfusun baskıdan kurtulması olduğunu savunmaktadır. Her ne kadar Ensarullah hareketi İran İslam Devrimi ideolojisine bağlılık göstermekte olsa da varlık gayesini Yemen’in demokratikleşmesi olarak tanımlamaktadır. Bunun yanında YPG/PYD yapılanmasının hedefi Kuzey Suriye’de otonom bir etnik-totaliter yapı oluşturmaktır. Bu açıdan YPG/PYD doğrudan Türkiye içerisinde varlık gösteren PKK terör örgütü ideolojisine yönelik bağlılığa sahip olduğunu söylem, sembol, tutum, anlayış ve faaliyet biçimi açısından net biçimde göstermektedir. Bu açıdan YPG/PYD, bölgede arzuladığı siyasi ve askeri kapasiteye kavuşması halinde Türkiye’de yaşayan Kürtlere yönelik irredentist söylemler ile Türkiye’nin bütünlüğüne ciddi bir tehdit oluşturabilecek bir durumdadır. Söz konusu karşılaştırma bölgesel politikaların belirlenimi ve uygulanmasında bölgesel ya da bölge dışı güçlerin benzer gerekçeler ile hareket ettiği ortaya koymaktadır. Kuzey Suriye örneğinde ABD, Yemen örneğinde ise İran, bulundukları bölgelerde kendi çıkar alanlarını koruyacak olan güçlere destek sağlamakta, bu güçlerin terörizmle mücadelede koruyucu aktörler olduğunu iddia etmekte ve buna karşın bu hareketlerin bir güvenlik tehdidi olduğunu değerlendiren ülkelerin bu hareketlere yönelik operasyonlarının gayrımeşru olduğunu savunmaktadırlar. YPG’nin Kuzey Suriye’de DAEŞ’e karşı mücadele ve bölgeyi DAEŞ’den koruma argümanı ile varlık göstermesi ve etnik-totaliter bir yönetimsel yapı oluşturma girişimi destekleyen ABD, İran’ın, Yemen’de Şii toplumunu Selefi terör akımından koruma argümanı ile varlık gösteren fakat bölgede İran devrim ideolojisini esas alan bir de facto yapı oluşturan Ensarullah hareketine verdiği destek pragmatik açıdan benzeşim göstermektedir. Bu doğrultuda, İran’ın, Yemen’deki insani felaketi uluslararası kamuoyuna duyurma çabası ve bu felaketten Suudi Arabistan operasyonlarını sorumlu tutan tavrı ile Rojava’nın Yemen’in maruz kaldığı insani felaket durumuna maruz kalacağını ve bunun sorumlusunun Türkiye’nin bölgeye yönelik operasyonları olacağını iddia eden Beyaz Saray bürokratik çevreleri ve ABD kongre üyelerinin bir kısmının tavrı paralellik göstermektedir. Türkiye bu noktada, insani kriz sorumluluğu ile ithamı redderek, aksine Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı harekatları ile bölgede hali hazırda oluşmuş olan insani krizin önlendiğini uluslararası kamuoyuna duyurmalıdır. Söz konusu imza kampanyası metninde yer alan “Türkiye bu harekatlardan caydırılabilirse ülke içerisindeki Kürt hareketi ile barışçıl görüşmelere başlamaya zorlanabilir” ifadesi doğrudan YPG/PYD’nin güçlendirilmesi sonucu ortaya çıkacak olan irredentist eğilim ile Türkiye’nin PKK terör örgütü karşısında tavizlere zorlanılması amacını ortaya koymaktadır. Türkiye’nin bu bağlamda göstereceği kararlılık beka mücadelesinde kritik bir öneme sahiptir.